2016 yılında yaşadığımız kayıplar ve acı olaylar sebebiyle ‘’kötü’’ olarak nitelendirebileceğimiz bir yıldı ne yazık ki.

Ancak sinema açısından da oldukça doyurucu bir yıl olduğu gerçeği ise su götürmez bir gerçek. Yüksek bütçeli Hollywood filmlerinden Avrupa sinemasının en minimal yapıma sahip örneklerine erişebileceğimiz bir yılı geride bıraktık.

Yılın filmi, yılın oyunculuğu vs. gibi ”bizlere anlamsız gelen” koca koca sıfatlardan uzak durup dikkatimizi çeken, aklımıza gelen filmleri sizlerle paylaşmak istedik.

  • The Childhood of a Leader – Bir Liderin Çocukluğu

Birinci Dünya Savaşı’nı bitirecek Versay Barış Antlaşması öncesinde Paris’te yürütülecek barış müzakereleri için ABD’den Fransa’ya gelmiş güçlü bir diplomat baba ve dindar bir annenin, küçük oğullarının inanç ve davranış kalıplarına nasıl yön verdiğine ve nihayetinde ortaya çıkan korkunç bir egonun doğuşuna tanıklık ediyoruz.

Gelecekte tüm dünyaya korku salacak bir tirana dönüşecek bu küçük çocuğun(Charles Marker Prescott) çocukluk yıllarında yaşadığı üç krize odaklanan Brady Corbet, bizce başarılı bir iş ortaya çıkarıyor.                       

  • Deadpool

Kötü alışkanlıkları olan ‘’sokağa çöp atan, yere tüküren, sıkça küfür eden’’ bir süper kahraman mümkün olabilir mi?

Deadpool’da mümkün.

Filmde detaylarda kusur yakalamaya çalıştığınızda ne yazık ki boşluklar bulamıyorsunuz. Nedeni ise filmde çok fazla detayın kusursuza yakın şekilde barınması.

Deadpool ülkemizde de dünyada olduğu gibi oldukça ses getiren bir yapım olduğu için filmi listemize eklemeyi uygun gördük.

  • The Revenant – Diriliş

And the Oscar goes to…

  • The Handmaiden – Hizmetçi

Chan-wook Park!

Filmde mükemmel bir bakış açısıyla hareket ediyor.

Chan-wook Park filminde politik ve sosyal açıdan karakterlerin davranışlarını şekillendiriyor. İki buçuk saatlik sürenin nasıl geçtiğini tam olarak anlayamasak da yönetmenin pek sevdiği meta olan ‘’şiddete’’ başvurduğu bazı sahneler filmin genel dokusuna zarar veriyor ve özellikle hikayenin sonuç kısmında sürenin gereksiz uzamasına neden oluyor. Fakat Stoker’dan sonra ülkesine dönen Chan-wook Park, “iyi ki dönmüş” dedirtecek kalitede bir filme imza atmayı başarıyor. Ne de çok özlemişiz!

  • Spotlight

Film, haberciliğin her ne kadar bir ekip işi olsa da bireysel tercihlerle şekillendiğini de gösteriyor. Bireysel tutkuların hırsla ya da umursamazlıkla dolu olduğunu da göstererek gazetecilerin zayıf ve güçlü yönlerini bir arada ele alıyor. Film belki “etkileyici bir sinemasal deneyim” ya da “daha önce görmediğiniz büyüklükte bir prodüksiyon” değil. Fakat dersine iyi çalışarak, ele aldığı konuyu tüm boyutlarıyla inceleyerek ve bunu da sinemasal açıdan oldukça sade bir dille anlatmayı başarıyor. Konuya değinmeden geçmek bizleri üzeceğinden biraz da olsa bahsetmek istiyoruz. Konu çok cesur konuşulamayan, ses çıkarılmayan, suspusların olduğu alanlara değiniyor. Belki çok konuşuyor ama çok konuşup hiçbir şey yapamayanların yerine yapıyor: Doğruları söylüyor.

  • Arrival – Geliş

Sapir-Whorf hipotezini duymuş muydunuz?

Biz duymamıştık ancak araştırdık ve öğrenmeye çalıştık. 1950’li yıllarda ortaya atılmış bir dilbilim teorisi-imiş. Bu hipoteze göre insanların ve belirli kültürlerin davranışlarını ve düşünce sistemlerini belirleyen unsur dildir; onun sınırları ölçüsünde dünyayı anlayabilir ve dış dünyayı algılayabilmemiz mümkün.

Anlatmaya çalıştığımız bu hipotez filmde anlatılan konuyu kapsıyor.

  • The Big Short – Büyük Açık

88.Akademi Ödülleri’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi uyarlama senaryo, en iyi kurgu gibi dallarda aday olan ‘’The Big Short’’ bu kuvvetli girişi ile çok ses getirdi. Sözümüzün arkasındayız bu sıfatlar bizleri etkilemiyor ancak bu film gerçekten de çok iyi!

Yapı olarak ‘’Spotlight’’ ile özdeşleştirebileceğimiz film sağlam oyuncu kadrosu ile dikkat çekmişti.

2007-2010 yılları arasındaki büyük krizi öngören Michael Burry’nin hikayesinin yanında harika bir durum analizi yapan film bizim fazlasıyla dikkatimizi çekti.